*Dr. Psikolog İlayda Tüter
Jennifer Breheny Wallace’ın “Mattering” kitabından ilhamla…
Zorbalık sessiz bir şey değildir aslında.
Çok gürültülüdür — ama o gürültü bir süre sonra içeri dönük bir hal alır. Kelimeler küçülür, bakışlar sertleşir, masanın karşısındaki sandalye bir gün boş kalır ve kimse sormaz neden. O boşluk çocuğun içinde yankılanmaya başlar. Ben de o yankıyla büyüdüm. Görünmez olmayı öğrenirken aynı zamanda görülmeyi en derinden arzulayan biri oldum.
Yıllar sonra bir kitapla karşılaştım. Jennifer Breheny Wallace yazıyordu: “Önemsiz hissetmek — görünmez olmak ve bir yük gibi hissetmek — insanın yaşayabileceği en ağır deneyimlerden biridir.” Kitabı kapattım. Durdum. O küçük kızı hatırladım.
Bir Kelimenin Ağırlığı
Wallace, Mattering kitabında sosyolog Morris Rosenberg’in 1980’lerde ortaya attığı kavramı günümüze taşır. Rosenberg’e göre önemli olmak üç şeyle var olur: fark edilmek — birinin gözünün sizi gördüğünü bilmek; değer verilmek — birinin sizi önemsediğini hissetmek; güvenilmek — birinin size ihtiyaç duyduğunu anlamak.
Wallace şunu ekler: mattering yalnızca bir his değil, çift yönlü bir akıştır. “Başkaları bize değer verdiğinde ve biz de başkalarının hayatına değer kattığımızda önemli oluruz.” Önemsenme ile önemseme — ikisi birbirini besler, ikisi birbirini var eder.
Ego İçin Değil, Anlam İçin
İnsanlar psikoloji alanında çalışan birini gördüklerinde çoğu zaman şunu varsayar: bu insan güçlüdür, zaten bütündür, acı çekmez ya da çekse de çabucak toparlar.
Oysa ben bu yola kırık bir benliği kendim toplamak ne demek bildiğim için girdim.
Ama şunu da söylemem gerekir: bu seçim ne yalnızca acının izinden gitmiş bir kaçış ne de salt bir kariyer hesabıydı. Wallace’ın tanımladığı anlamda bir mattering arayışıydı. “Önemli olmak bize bir amaç duygusu verir — ‘Var oluşumun bir farkı var mı?’ sorusunun yanıtıdır.” Var olmak yetmiyordu. Bir şeye, birine dokunmak gerekiyordu. İçtenlikle, sevgiyle. Kendi egomu büyütmek için değil — tam tersine, anlam bulmak için.
Kürsüye Uzanan Yol
Sonra beklenmedik bir şey oldu.
Zorbalıkla yüzleşme — yalnızca bireysel psikoloji düzeyinde değil, toplumsal ve yapısal bir mesele olarak — bir gün beni TBMM’de Çocuk Hareketi, Akran Zorbalığı Komisyonu’na taşıdı. Üyelik ve raportörlük.
O küçük kızın o sıralar bunu bilmesini çok isterdim.
Komisyon çalışması bambaşka bir dünyaydı. Bireysel bir acıyı sistematik bir gerçeğe dönüştürmeye çalışmak; bir çocuğun masada yalnız kaldığı anı, bir raporun içten cümlelerine sığdırmaya uğraşmak. Ama tam da bu uğraşta anladım: bazı yolculuklar yalnızca kendi yaranı sarmak için başlamaz. Başkalarının yarasını görünür kılmak için uzar.
Wallace bunun adını koyuyor: “Kendi acımızı bir amaca giden pusula olarak kullandığımızda, önemli olmak benliğin ötesine geçer — bir katkıya dönüşür.” Katkı. Bireysel iyileşmenin bir noktada kapısından çıkıp toplumsal bir anlama dönüşmesi demek.
Zorbalığı yaşayan her çocuğun adını bilmiyorum. Ama komisyon toplantılarında oturduğum her gün, o boş sandalyeyi hatırladım. Ve her seferinde o sandalyeyi doldurma sorumluluğuyla oturdum.
Anahtar mı, Kırılan Kapı mı?
Geçenlerde bana bir soru soruldu: “Bir hedefe ulaşmak üzeresin, o kapıyı açacak tek anahtar nefret ettiğin birinin elinde. Alır mısın?”
Hiç düşünmeden yanıtladım: “Hayır. Gerekirse kapıyı kırarım.”
Sonra bu cümle içimde dönüp durdu.
Wallace, kitabında sağlıklı mattering ile performatif mattering arasındaki kırılgan sınırı anlatır. “Önemli olma duygumuz başarıya ya da onaya bağlı hale geldiğinde, önemi performansla karıştırmışız demektir.” Önemli olmak, bir kapıdan geçmek değildir. Nasıl geçtiğinizdir. Kim olduğunuzdur, o kapının önünde beklediğiniz andaki duruşunuzdur.
Komisyon çalışmasında da bu ayrım önemliydi. Görünür olmak, duyulmak, raporun kamuoyuna ulaşması — bunların hepsi gerekli. Ama hangi sesle, kimin adına, ne için konuştuğunuz daha da gerekli.
Görünmez Kızdan Temkinli Kadına
O küçük kız çok içine dönüktü. Sesi vardı ama kullanmayı bilmiyordu — ya da bildiği yerde kullanmak güvenliydi, bilmediği yerde ise tehlikeliydi. Şimdi neredeyim?
Dışa dönüğüm — ama temkinliyim. Açığım — ama sınırlarım var. Güveniyorum — ama körce değil.
Bir sunum yapmak, binlerce çocuğun deneyimini bir politika metnine taşımaya çalışmak — bunlar o küçük kız için hayal bile edilemezdi. Ama o küçük kız olmamış olsaydım, bugünkü kadın da olmazdı. Kırılmak bir son değilmiş. Bir başlangıç noktasıymış.
Wallace, içten bağlantıyı mattering’in kalbi olarak tanımlar: *”Gerçek anlamda önemli olmak gerçek bir bağlantı gerektirir — gerçek bağlantı ise savunmasızlık ister.”
Sorgulama: Kimlik İnşası
Sürekli sorguluyorum. Bu eskiden bir huzursuzluktu — şimdi bir ritüel. Hayatın kendisi.
Wallace kitabında şunu sorar: “Sana özgün olan yollarla mı önemli oluyorsun?”* Bu soru basit görünür ama altı derin. Çünkü önemli olmak, başkalarının senin için çizdiği yolda yürümek değildir. Kendi rotanı — tökezleyerek, düşerek, zaman zaman yeniden başlayarak — bulmaktır.
Ben hâlâ yoldayım ama rotamdan emin olarak ilerliyorum. Küçük bir kız olarak yaşadığım o görünmezlik, yıllar sonra binlerce çocuğun görünmezliği için az da olsa söz hakkı alma sorumluluğuna dönüştü. Bu bir tesadüf değil. Bu, acının anlama kavuşmasının en saf biçimi.
Keşke daha fazla insan sorgulasa. Keşke bunun için bir kırılma beklemek gerekmese, ama belki kırılmak da bir kapı — anahtarı başkasında değil, içeride saklı olan türden.
Teşekkür: Yalnız Değildim
Ama şunu da biliyorum artık: hiçbir yolculuk gerçekten yalnız yürünmez.
Bu yazıyı yazarken içimde bir isimler geçidi oluştu. Sessizce, sırayla geçtiler — teker teker. Onları burada saymayacağım. Çünkü bazı şükranlar kelimeye sığmaz, sadece hissedilebilir.
Aileme — beni ilk gören, ilk tutan, ilk inananlar. Kırıldığımda parçaları toplayan eller sizin ellerinizdi. Büyürken hiçbir şeyi garanti edemezsiniz bir çocuğa, ama o an yanında olmak — bu her şeyden büyük bir anlam taşır.
Bu yolda bana güvenenlere, bu davayı birlikte taşıdığım komisyondaki arkadaşlarıma. Bir masanın etrafında oturmak, ortak bir anlam inşa etmek demektir. Sizinle aynı masada olmak bir onur ve hep bir onur olarak kalacak.
Ve Kasım’dan beri yürüdüğüm çekirdek yol arkadaşlarıma —
Sizi tarif etmek zor. Çünkü sizi sanki hep tanıyor gibiyim. Yorgunken, karanlıkken, yeniden başlarken yanımdaydınız. Bazı insanlar hayatınıza girip geçer; siz geçmediniz. Duraksadınız. Yanıma oturdunuz.
Wallace şöyle yazar: “Biri için önemli olmak, alabileceğimiz ve verebileceğimiz en büyük armağanlardan biridir.” Siz hem verdiniz hem aldınız. Ve bu, benim için her türlü başarının önüne geçiyor.
Teşekkür etsem az. Ama yine de söylüyorum —
Teşekkür ederim.
Gördüğünüz için.
İnandığınız için.
Kasım’dan bu yana o sandalyeyi hiç boş bırakmadığınız için, bir çocuk için ve her çocuk için…
Ve şunu biliyorum, hep birlikte biliyoruz:
Kapıyı kıracağız.
Hep beraber.
Çünkü işimiz bu —
Etki etmek, önemsenmek ve önemsemek… kısacası Mattering…


Yorum bırakın